Stalkture
  1. Homepage
  2. @dunyadanbildiriyorum
Dünyadan Bildiriyorum (@dunyadanbildiriyorum) Instagram Profile Photo

dunyadanbildiriyorum

Dünyadan Bildiriyorum

365 günlük Asya seyahatimi bitirdim💜 Hindistan’dan Japonya’ya uzanan gezimin detaylarını paylaşıyorum 💚 Seyahat etmek için nasıl ZAMAN yaratabilirsin?

https://youtu.be/qC7Z3XxqXtA

dunyadanbildiriyorum@gmail.com

Posts by date

Most used hashtags

Most used words in caption

Avg Like Count: 462

Dünyadan Bildiriyorum (@dunyadanbildiriyorum) Instagram photos and videos

List of Instagram medias taken by Dünyadan Bildiriyorum (@dunyadanbildiriyorum)

Shibuya Crossing, Tokyo 渋谷区

Hızlı ve Öfkeli Tokyo Drift filminin de çekildiği meşhuuur Shibuya Yaya geçidi... Tek bir geçişte 2500’den fazla kişinin karşıdan karşıya geçtiği, dünyanın en kalabalık yaya geçidi... Tokyo’ya giden her turistin uğrak noktalarından biri. Dünki gönderide bahsettiğim Hachiko’nun da babasını beklerken öldüğü, heykelinin olduğu yer de yine Shibuya Yaya geçidinin tam yanıbaşı. Burda olmak kalabalığı insanları izlemek çok keyifliydi. İnsan bu kadar kişinin nerden nereye gittiğini merak etmeden edemiyor. Ben burda bi bir saat fln geçirmiş olabilirim, hem insanları seyrederken hem de etrafta daha yüksekten çekim yapılacak yerleri ararken su gibi akıp geçti zaman... Burada en yukardan çekim yapmak için, Starbucks’ın bulunduğu binanın en üst katına çıkmak gerekiyor. Buradaki bir kafe ayrıca bilet satarak çekim yapmanıza izin veriyor. Bilet yanlış olmasın 10$ diye kalmış aklımda. Bir diğer çekim yeri yaya geçidini gören Starbuck ve benim çekim yaptığım metro girişinin üst katı🤗

Hachikō Statue, Tokyo, Japan

Hachiko ve insan dostu Eizaburo Ueno’nun hikayesini anlatıcam bugün size... İki dostun beklenmedik şekilde ayrılan yolları, Japon’ların da bu hüzünlü hikayeye kıymet verip ülkenin en meşhur noktalarından birine Hachiko’nun heykelini dikerek hikayeyi herkesle paylaşmasıyla herkesin kalbine dokunur olmuş. ... Hachiko, yukarıda resmini gördüğünüz, Japon Akita cinsi bir köpektir. Eizaburo ise Tokyo üniversitesinde profesördür ve işe hergün metro ile gidip gelir. Bir köpek sahiplenmek istediğinden uzun yıllar safkan bir Akita köpek araştırması yapar. Ümidini kestiği bir dönemde, bir öğrencisi Hachiko’dan bahseder ve Eizaburo bu köpeği sahiplenir. Eizaburo köpeğini çok sevip çocuğu yerine koyar. Öyle ki; Hachiko Babasını, sabahları işe gittiği meşhur Shibuya metro istasyonuna bırakıp, akşam da ordan alır olmuştur. Eizaburo’nun eşi de köpeği çok sever ve aralarındaki dostluk her geçen gün kuvvetlenir. 21 Mayıs 1925 günü Eizaburo yine işe gittiği sıradan bir günün akşamında, Hachiko Shibuya metro istasyonuna, sahibini karşılamaya gider fakat Eizaburo o gün metrodan saatinde çıkmamıştır... Hachiko saatlerce sahibinin metrodan çıkmasını beklese de Eizaburo beyin kanaması geçirerek öldüğü için, beklemesi sonuç vermeyecektir... Gönlü sevgi dolu bu sadık köpek Eizaburo’yu her gün işten döndüğü saatte metro istasyonuna gidip saaatlerce beklemeye yıllarca devam eder. 1932 yılında köpeği yıllardır aynı saatte Metro istasyonu önünde beklerken gören bir gazetecinin haber yapmasıyla Hachiko’nun hikayesi bütün Japon’ların kalbine dokunan bir hikaye olur. 1934 yılında Hachiko halen hayatta iken, hergün saatlerce sahibini beklediği yere Hachiko’nun bir heykeli’ni dikerler ve Hachiko’da bu törene katılır. Hachiko’nun bu sadık ve hüzünlü hikayesi, 8 Mart 1935’de 10 yıllık yaşamı sonunda dostu Eizaburo’yu yıllarca beklediği Shibuya metro istasyonunun orada yalnız başına ölene kadar devam etmiştir. Bunları yazarken bile içim hüzün dolu :/ göz yaşlarımı tutamıyorum😢 Hayvanlar dünyadaki en saf en temiz en masum en karşılıksız duygularla seviyor insanları... Bizi böyle seven dostlarımızın ortak hikayesi bence Hachiko’nunki... O yüzden herkesin kalbini taa ederinden acıtıyor bu hikaye😓

Port Barton, Palawan, Philippines

Video’ları özlediniz mi? O zaman güzel haber, yeni video yayında... Seyahat etmeye zamanım yok diyenler için ben gezmek için nasıl zaman yarattığımı anlattım🙈 Umarım size de faydalı olur🙏🏻 . Her video sonrası olduğu gibi heyecan dorukta, Video linki ise profilde🤗🤗🤗 Keyifli seyirler🙏🏻🌻

Tokyo Camii - Tokyo Mosque - 東京ジャーミイ

Fuji’den sonraki ve son durak Tokyo idi. Uçağa yetişmek için çok az zamanımız kaldığından aşırı heyecanla geçtik aradaki yolları. Fuji Tokyo arası bisikletle 2 günlük uzaklıkta. O yol boyunca Tokyo’da kalacak yer bulmak için öyle uğraştık ki.. Büyük şehirlerde çok fazla kullanıcısı var ama bi o kadar da ziyaret eden olduğu için yer bulmak kolay değil. 20 civarı kişiye yazıp sadece birinden ki o da 10km ötede birinden kabul alıncaki mutluluğumu anlatamam🤗 O son gün keyifle sürebilmemi sağladı Brandon🙏🏻 Peki Tokyo’da ilk iş ne yaptık dersiniz? Tokyo’ya ayak basar basmaz ilk yaptığımız Atatürk’ün kendi cebinden para vererek yaptırdığı söylentisiyle meşhur olan Tokyo’nun en büyük camisi, Tokyo Cami’ni ziyaret etmekti. Caminin yapımına 1938 yılında başlanmış fakat 1997 yılında ancak tamamlanabilmiş. Camiyi gezerken yeni atanan İmamı Muhammed Rıfat Çınar beyefendiyle de tanışıp 1 saati aşan sohbet imkanı bulduk. Camiyi Atatürk’ün yaptırdığı söylentilerini, caminin geçmişini, Muhammed Fırat Bey’in oraya geliş macerasını, Japonya’da yaşamayı bir de onun ağzından dinledik. Biz de kendi hikayemizi paylaştık. Uzun bir süre Türkiye’den ayrı kalınca insan Türkçe sohbet etmeyi özlüyor. Gezdiğimiz bütün ülkelerdeki camileri ziyaret ettik aslında. Fakat Tokyo Camii Diyanet İşleri Bakanlığınca Türk İmamların hizmet verdiği bir cami olması bakımından bizim için bir ilkti. Muhammed Rıfat Bey Türkiye’den çıkıp Tokyo’da imam olarak görev yapan bence gezgin ruhlu biri :) zaten gezgin hayatına aşina bir aileden geliyor olunca :) sohbet etmeye doyamadık. İmam bey’in @rotasizseyyah Mehmet’in akrabası olduğunu öğrenince hem şaşırdık hem de gezgin olmanın genlerle bağlantısı olup olmadığını bir sorguladık. Velhasıl Camiyi gezip, ziyarete gelen diğer yabancı turistlerle sohbet edip, biraz da kültürümüzü tanıttıktan sonra tekrar yola düşüp, 3 günlük evimiz olacak Brandon’ın evine doğru pedalladık🤗 Unutmadan Tokyo Camii’nin Tokyo’da gezilecek ilk 10 yer listesinde olduğunu hatırlatıp, bir gün Tokyo’ya yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ettiğimi de ekleyeyim🤗

Kadikoy Sahilde

Sevgili Emine, ben bu satırları yazarken sen çooook uzaklarda olacaksın. Bugün yüzlerce, binlerce insan senin için toplandık biliyor musun? Belki o son anlarında aklından bunlar da geçmiştir, belki Münevver’i belki Özgecan’ı hatırlamışsındır kimbilir! Belki sen de onlar için bağırmışsındır meydanlarda avazın çıktığı kadar... Bugün senin için Kadıköy Meydanda toplandık biz. Senin son sözlerini haykırdık. Oradayken gurur duydum kendimle orada bulunduğum, senin devam edemeyecek haykırışın olmaya devam ettiğim için. Ama sonra yoklama yaptılar Emine... Sen gibi boşu boşuna yitip giden kadınların adını söylediler, biz de hep bir ağızdan bağırdık avazımız çıktığı kadar: “Burdaaaaa” Ama o an öyle üzüldüm ki orda olduğuma, kahroldum inan😖 Sen vahşice katledilmiştin ve ben senin sesin olayım diye oradaydım, Aman Allah’ım 😱. İnanamadım, gözyaşlarımı tutamadım... Hayır olamaz diye haykırdı içim, bir can böyle yitip gidemez... Ama sen gittin, hem de kızının gözleri önünde, kulağına çalınan son söz “Anne lütfen ölme” oldu. Kızın; boynundan akan kanlardan şok içinde, nerene dokunacağını bilemeden haykırdı defalarca “Anne lütfen ölme”... Haykırdık senin ve tüm kadınların hakkı için defalarca. Sonra eylem bitti dediler dağılalım. Dağılamadık biliyor musun? Kadıköy’ün sokaklarını tek tek gezdik adını haykırarak... Son çığlıklarını duymayan herkese duyurduk “Ölmek istemiyorum”... İtaat etmiyorum, susmuyorum, korkmuyorum dedik senin de o caniye anlatmaya çalıştığın gibi. Ben en çok bunu haykırmak istedim sanki her haykırışımda itaat ettiğim, sustuğum ve korktuğum anların acısını çıkarır gibi! Sonra yine bi yerde toplandık, bu son olsun dedik yine de bitiremedik senin için haykırışlarımızı, sanki her haykırışımızda biriniz geri gelecekmişsiniz gibi🙏🏻 Ama gelmedin, gelmediniz, gelmeyeceksiniz Emine, siz öldünüz, vahşice katledildiniz ve biz HEPIMIZ bunun suçlusuyuz... Ben kendi adıma itaat ettiğim, sustuğum korktuğum her an için sizden, senden özür dilerim Emine. Umarım dünyada kavuşamadığın huzura gittiğin yerde kavuşmuşsundur🙏🏻 Münevver’e, Özgecan’a ve adını unuttuğum yüzlerce binlerce kadına selam söyle olur mu 😖😖😖

Mt. Fuji 5th Station

Fuji dağının araçla çıkılabilen son noktası 5nci istasyondan görünüşü🌋(2400m) Sabah 4-5 civarında aracıyla bizi buraya çıkardı Eddieciğim🧡 Bayıldım aşık oldum tabiki🥰 Çok aşırı soğuk olması ve uçağa zamanında yetişme telaşından azıcık görebilmiş olsak da, ne güzeldi iyiki gördüm🙏🏻🧡 Fuji’nin tepesini bulutların sarmadığı bi an neredeyse yoktu. Rüzgarla hızlı hızlı gelip geçen canım bulutları seyretmek çok keyifliydi. Şehir manzarasının üzerini örten bulut denizini görmek ise bambaşka bir deneyimdi. (2nci foto) Instagramda karadeniz yaylalarının tepelerinden çekilen fotoğraflardaki bulut denizleri aklıma geliyor baktıkça. Daha yukarıya tırmanmak için patika vardı, orası takip ediliyor ama her mevsimde yürünmüyor. Sıcaklığın Haziran‘da sıfırın altında olduğunu düşünürseniz, sıcaklıkların arttığı Ağustos en iyi zaman olabilir. Seyredalıp fotoğraf çekerek geçen 40-45 dk sonunda artık dönüşe geçiyoruz. Yolda ara ara durup yine eşsiz manzaralara doya doya yola devam ediyoruz. Günün sürprizi ise yol kenarında bekleşen geyiklerdi. Bir süre onlar bize biz onlara bakakaldık. Bu seyahat boyunca çadırımızı ziyaretlerini saymazsak ilk kez bu kadar yakından gördüm geyikleri. Kore’de de bisiklet yolu boyunca bi çok geyiği uzaktan görmüştük. Geyikleri videoya çekelim diye Eddie inip peşlerinden de koştu, epey hareketli bir sabah oldu bizim için. Biraz daha ilerleyip yol üzerinde bıraktı bizi Eddie. Vedalaştık ve bir daha görüşmeyi umduğumuz bu candan insana kocaman sarılıp el salladık. Sonra mı? Tabiki Tokyo’ya doğru pedallamaya devam🚴🏻‍♀️🚴🏻‍♀️🚴🏻‍♀️

Fuji, Shizuoka

Fuji’den ayrılacağımız gün, bütün gün yağmur yağacağını öğrenip olsun gideriz diyerek kendimizi gazladığımız günlerden biriydi. Eşyaları çıkardık yükledik hazırlandık -ki yağmurlu gün hazırlığı eşyalar ıslanmasın diye daha uzun sürüyor- yola çıkmaya artık hazırken zaten gitmemizi istemeyen Eddie “yarın sabah ben sizi hedefinize yetişebileceğiniz yere kadar bırakır sonra geri döner pazara yetişirim” kozunu öne sürdü. Olur mu olmaz mı geç kalırsın öyle mi olsun böyle mi olsun diye konuşurken ısrarlarına dayanamayıp kaldık. Ve bir de bizi Fuji’nin araçla çıkılabilen en son kısmına kadar götürmek istediğini, orayı görmeden dönmenin bu geziye haksızlık olacağını ekledi. Fuji’yi görme arzumuz ve tabiki Eddie gibi koca yürekli bi insanı kırmak istemeyişimizle bir günü daha birlikte geçirme fırsatımız oldu. Eddie bizi ürünlerini sattığı pazara, iş yerine götürdü ve etrafı gezdirdi. Saat 2 gibi eve tekrar döndük. O bir bayan arkadaşıyla buluşup yemek yiyecekti, o randevusuna biz de dinlenmeye çekildik. Dün sorduğum hiç Kimono’n da var mı soruma ise 1 kutu kimonoyla cevap verdi 🥰 Günün kalanını dinlenip kimono deneyerek geçirdim✌🏻 Akşam geldiğinde randevusundan hayattan Japonya ve Türkiye’den bolca bahsettik. İnsan herkesten birşey öğrenir. Kıyafetiyle yargılayıp beni kesecek diye korktuğum bu adamdan öyle çok şey öğrendimki... Karşılıksız vermenin birini nasıl mutlu ettiğini öğrendim, mutlu olan Eddie değil benim yanlış anlaşılmasın. Kadın erkek yaşlı genç demeden yanlızlığın herkes için ne kadar zor olduğunu bir de Eddie’nin gözlerinde gördüm. Kalpkırıklığının acısının kolayca geçmediğini fakat yavaş yavaş iyileşmenin mümkün olduğunu yine Eddie’den öğrendim. 51 yaşında hayattan nasıl keyif alınacağını, hayatını başkalarıyla paylaşmanın nasıl bir insana çok iyi geleceğini öğrendim. Yalnızlık bence günümüzün en büyük sorunlarından. 51 yaşında köpeğiyle yaşayıp, yeni insanları turistleri çok da zengin sayılamayacak hayatına almanın bu yalnızlığı hafiflettiğini gördüm. Bugün o günü yaşayıp geçmişe bakan biri olarak gezerken tanışıp ayrılırken en çok zorlandığım kişi Eddie oldu. İyi ki tanıdım dediklerimden, hem hüzünlendirip hem gülümsetenlerden🧡

Mount Fuji (富士山)

Bi önceki gönderinin devamı🙈 Nerde kalmıştık heh Eddie eski ev ve dükkan vs temizleyip oradan bulduğu değerli eşyaları çarşı pazarda satarak para kazanıyormuş. Bir de tabi atılan eşyaları alıp geri dönüşümcülere satıyor ya da tamir edip satıyor fln. Ev binlerce eşya, Eddie ve köpeğiyle dolu olmasına rağmen tertemiz, gördüğümüz en temiz erkek evi diyebilirim 🙈 Eddie 51 yaşında, eşiyle ayrılmışlar ama kalbi çok kırıktı. Eşinin yaptıklarından bahsederken onun acısını da derinden hissediyorsunuz. Biraz sohbet ettikten sonra tabi ki yemek faslına geçtik ve bilin bakalım ne yedik? Tabi ki Menemen yaptım ☺️ Komşusu ondan satın aldıklarına karşılık tarlasından domates soğan vs veriyormuş. Dalından domatesle menemen yapmayalı epey olmuştu 🍅Bu tip bir dayanışma görmeyeli de🥰 Güzelce sıcacık duşumuzu alıp bolca sohbet edip biraz da Sakeyle yorgunluk attıktan sonra diğer gün yola çıkmak üzere yattık. Yatarken tabi ki bir de bu adam bizi kesecek sanmıştım diye gülüştük. Sonraki günün getireceği sürprizlerden bi haber pencereye vuran yağmur sesiyle uyuyakaldık🌻

Mount Fuji

Kyoto’dan sonraki durak Japonların kutsal olduğuna inandığı Mount Fuji💚 Fuji yanardağınin yüksekliği 3776 m ve Japonya’nın en yüksek aktif volkanik dağı🌋 300 yıl önce patlamış en son. Temmuz ve Agustos ayları tırmanış için daha uygun fakat belli bi yüksekliğe kadar araçla ulaşabiliyorsunuz. Biz haziran ayında yağmurlu sezon yeni yeni başlamışken sabah erkenden görme fırsatı bulduk. Nasıl mı? Fuji dağının yakınındaki Michi-no-eki ye ulaştığımız gece hava durumu çok yağmurlu görünüyordu. Michi-no-eki de çadır kuracak yer araştırırken bir yandan da couchsurfingden etrafta kimse var mı diye baktığımızda Eddie’nin uygun olduğunu gördük. Yazdık hemen cevapladı, saat 7 gibi gelir sizi alırım dedi. Kamyoneti varmış. 7 de yağmur çiselerken geldi. İş elbiseleriyle görünce aha dedim o gün bugün, kısmet buraya kadarmış, bu adam bu gece bizi keser. Bu endişemin üzerine adam bizi o karanlıkta sahile götürdü. Ama nasıl zifiri karanlık her yer. Sahilde etrafın güzelce göründüğü bi kule yapmışlar, oraya götürmüş meğer. Şehir manzarasında bize Dağı ve etrafı anlattı. Shinkansenlerin(hızlı tren) geçişini izledik. Sonra geri yürürken hala şüphem geçmemişti, önce bi etrafı gezdirip sonra kesecek bizi herhalde dedim🤣🤣🤣 Sonra eve gidicez diye beklerken bi başka yere gittik. Adamın kapısını çaldı, atletli bi abi çıktı (Japonya’da bir atletli adam var evet:))Dedim plan yapıolar nasıl keseceklerine dair herhalde 🤣 Neyse ordan da çıktık eve doğru yol aldık. Eddie adamla tartışır gibiydi, baya da bozuktu ses tonu fln. Anlattı, paramı vermiyor. Onu istemeye geldim yine yok şu gün yok bu gün diye erteledi. Vermeyeceksen söyle diyorum yine de yok yok vericem deyip yolluyor dedi. Yol boyu bu konuşmayla geçtikten sonra evinin oraya geldik. Ev 2 katlı gayet düzgün bi yer. Biz bisikletleri çözmeye ugrasırken evin kapısı bir açıldı ki, minik bir canavar havlayarak dışarı kaçtı. Eddie de onunla köpeği yürüyüşe çıkarayım deyip siz yerleşin dedi ve gitti. Hayatımda gördüğüm en dolu evdi. 2 oda içinde mutfak ve banyo tuvaletten oluşan minicik bir apartman katı ve içinde herşey var. Meğer bizde hurdacı onlarda geri dönüşümcü olarak çalışıyormuş. Devamı diğer gönderide💚

Japan

Uçan Çadır yapmışlar⛺️ Fuji’ye doğru yol alırken genelde geceleri bazen de gün içinde kısa kısa yağmurlara yakalandık. Yol boyunca hep kamp yaptık ⛺️ Michi-mo-eki ismi verilen dinlenme tesislerine yetişemediğimiz her günü parklarda konaklayarak geçirdik. Gece yağmurlarını parklardaki üstü kapalı alanlara çadır kurarak yaptık. Peki bizim çadır neden uçuyor derseniz :) Farketmediniz mi dikkatli bakın :) Hıh işte aslında çadırın altında çadırın tam sığmadığı fakat yan yatarsam uykuda ayaklarımın dışarı taşmayacağı bir oturak vardı. Oturak ile masa karışımı diyelim. 4 kenarına da oturulabilsin ve insanlar yemek yesin diye yapılan bu oturaklardan her parkda da vardı. Yoğun yağış olan günleri takip edip buraları değerlendirdik. Çadırımız su geçirdiğinden değil ama minimum su ve çamura maruz kalmak için😇

Japan

Gitmeden bisiklet sürmek hiç aklımda yoktu. Döndüm ve böyle bişey denediğim için çok mutluyum. Hem fiziksel olarak limitlerini zorlamak insana çok iyi geliyor hem de yavaş gezmek, doyasıya gezmek çok güzel ve gerçekten bi ülkenin kültürünü doyasıya keşfedebileceğiniz yöntemlerden. Bisiklet sürerken neler öğrendik onlardan bahsedeceğim Fuji’ye varışta gördüklerimi paylaşırken. Japonya’da ölümüne çalışmak anlamına gelen bir kelime var. Düşünün öyle çok çalışıyorlar ki , ölüyorlar... Bu sene kralın değişimiyle gelen 10 günlük tatilde ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Velhasıl deli gibi çalışsalar da çalışmadıkları minnacık zamanlarda huzur bulsunlar diye her doğal alan korunuyor ve güzelleştiriliyor. Burası da yine yol üstündeki ormanlık bir alan. Kadraja sığmayan koca koca ağaçlar görünce tabisi sarılmadan şımarmadan edemedim. Ağaçlara sarıldığınızda bir titreşim yayarlarmış ve bu yüzden siz iyi hissedermişsiniz. O ağaca sarıldığımda bunu bilmiyordum, ama gerçekten çok iyi hissettiriyor🤗 Japon’ların saygılı olduğundan bi önceki gönderide bahsetmiştim. Her alana yayılıyor bu saygı. Örneğin bir çok köprüden yaya olarak ve bisikletle geçilmesi Japonya’da ve Kore’de beni şoke eden şeylerdendi. Ben bunu hükümetin vatandaşına saygısıyla bağdaştırıyorum. Halbuki ne kadar basit bir şey, köprüden yürüyerek ve bisikletle ezilmeden geçebilecek alan olması... Çok akarsu olduğundan çok ve upuzun köprüler var. Kimisinden yürüyerek insan geçmez dersin ama Japonlar sabah 5 de kalkıp yürüyüş yapan insanlar olduğundan onlar için ihtiyaç. Üçüncü videoda trene özel yapılmış bir köprüden turuncu trenin geçişini göreceksiniz. Özellikle o köprülerden geçen trenleri görmek için bekledim evet🎈🤗 Tren geçince de çok mutlu oldum😇 Trenler için yılmadan ayrı köprüler inşa etmişler. Birçok yerde trenler için inşa ettikleri köprüler bu video’da gördüğünüze benzer yapıdaydı ve baya uzun köprüler bunlar. Ben bu konudan pek anlamıyorum tabi ama Japon’ların inşaat ve mimari alanda ne kadar gelişmiş olduğunu bilmeyen yoktur. Hatta inşaat mühendisi bir arkadaşım Japonya’da 1 sene yaşayıp eğitim almıştı. O kendini biliyor 🤗 Belki o da Japonya’nın bu yönünü anlatır bize🌻

Japan

Japonya’nın çok güzel olduğunu her gidenden mutlaka duyuyorsunuz. Gidip de hayran olmayanını görmedim şahsen. Peki neden? Bence tek bir cevabı var. SAYGI. İnsanın insana ve doğaya saygısı var. Zaten olması gerekir de Japonya’da uygulanıyor🥰 Bu resimdeki yer misal, kimse geçmez dediğin yer, temiz düzenli bakımlı... Bi bakıyorsun orman buraya kaç kişi gelir dediğin yerde tuvalet ve su yapmışlar. Bu ağaçlıklı yolun sonu tam bir akarsu cenneti olan Japonya’da saygıyla korunan bir başka akarsuya çıkıyor. Fotoğraf çekildiğim yerin hemen sağ tarafında insanlar kamp yapıyor. Çevreyi geziyorsun sanırsın kimse ayak basmamış çünkü tertemiz. Neden çünkü insanlar çöpünü eve götürüyor. Dışarda çöp kutusu bulamadığınız bi ülke düşünün ki en temiz ülkelerden biri olsun. Hani anlatsan ütopya gibi gelir ama adı Japonya... Bisikletle gezmenin çok keyifli olduğu yerlerden biri Japonya. Gidip görecek ders alıcak çok şey var🎈🙏🏻🧸

Japan

Bisiklet sürerken dizlerim epeyce ağrıdı. Bazen çok sık olmamakla birlikte öyle ağrıyordu ki dinlenmeden, dizimi esnetmeden geçmiyordu😔 İşte o anlarda durduğumuz yerlerden biri. Adını bile hatırlamadığım ufak bi yerleşim yeri burası. Evlerin ardından pirinçlere can vermek için akan suyun sesi, yeşeren pirinçler, karşımızda dağlar ve hafifçe esen rüzgar eşliğinde bir mola... Küçükken dedem ve babaannemin tarlalarında fasulye toplamaya giderdik yaz tatillerinde. Bir de elma bahçesi vardı. Yayla evimizin önünden bahçelerin sulandığı bir ark geçerdi. Burada durduğumuzda aklıma o günler geldi. O arkda kağıttan gemiler de yüzdürdük ayağımızı sokup oynadık da zamanında. İnsanın güzel anılarını da tee Japonya’ya götürebilmesi ne şahane. Dünyanın öbür ucundaki güzellikleri görmüş olmak ne güzel💜 O gün bu manzaraya bakarken de derin bi nefes alıp şükretmiştim bugün de oraları gezip gördüğüm ve o güzel anıları da Türkiye ye geri getirdiğim için derin bi nefes alıp şükrediyorum🧡 Hadi sizde derin bi nefes alıp sahip olduğunuz herşey için bir şükredin😇 Bugün bisiklet yollarından bir kaç foto daha paylaşıcam🌻 birlikte geçmişi yadederken oralarda bisiklet sürmüş gibi hissedersiniz umarım🤗

Lake Biwa 琵琶湖

Kyoto’daki son günümüz Japonya’da yağışlı sezonun başladığı gündü. Dışarı çıkmadan bütün günğ evde dinlenip Yutaka ile sohbet edip, akşamında da geleneksel Japon yemeği Sukuyaki pişirmeyi deneyimleyerek geçirdik. Diğer gün sabah olduğunda yine yağmur yağıyordu ama çok kötü değildi. Biz de düştük yollara. Bisiklet sürmek bağımlılık yapıcı bişey. Sürerken çektiğim ağrılardan hemen bitsin istesemde diğer gün özleyerek bisiklete biniyordum🙈 Velhasıl bir kaç saat bisiklet sürdükten sonra bu koca Biwa gölüne ulaştık. Göl Olduğuna inanmıyorsunuz önce. Öyle büyük ki içinden feribotlar fln geçiyor. Japonya’nın en büyük ve temiz su gölü imiş burası. Balıkları, göç eden deniz kuşlarıyla Kyoto’luların haftasonu kaçamağıymış. Tarihine bakarken içinde bir torii gate olan bir bölümü olduğunu da gördüm fakat bizim yolumuzun üstünde denk gelmedi. Neyse efenim burada biraz dinlendikten sonra, hava güzel olsa burda kamp kurardık ne güzel olurdu serzenişiyle ayrıldık ordan ve Japonya’nın diğer güzelliklerini keşfetmek üzere yola devam ettik.

Shimogamo Shrine(Kamomioya Sharine)

Kyoto’ya veda etmek benim için zor oldu😔 Hem tanıştığım güzel insan Yutaka’yı bırakacağım hem de bu güzel şehirden ayrılacağım için çok hüzünlüydüm. Yutaka ile fotoğrafımız Shimogamo Jinja Shrine’den. Kyoto’nun en eski tapınaklarından birinden. Bize önce siz Shimogamo’yu gezdiniz mi dedi, hayır deyince de bir sabah hızlıca götürüp gezdirdi. Bilen biriyle gezmek gerçekten çok keyifli. Bir de öğretmen, meraklı sorulardan hiç yılmadan 150 sorumun hepsini cevapladı. Sormak aklımıza gelmeyenleri de kendi sordu “Bu shrine’ler neden turuncu biliyor musunuz” hemen cevapladı da😇 Birlikte çok güzel 3 gün geçirdik. Ondan Japonya’nın diğer yüzünü öğrendik. Herşeyin göründüğü gibi güllük gülistanlık olmadığını öğrendik. Size biraz onu anlatıcam😇🥰 Yutaka 68 yaşında ve her gün erkenden kalkıp spor yapan biri. Emekli olmasına ragmen halen haftada 3 gün okula gidip ders veren bir öğretmen. En önemlisi çok saygılı ve misafirperver biri. Misafir nasıl ağırlanır ondan öğrendim. Evini kendi evim gibi hissettiğim tek kişi. Ne yapıyordu derseniz, çok basit bir kuralı uyguluyordu. Kişisel alana saygı duymak. Onunla kaldığımız 3 gün boyunca kahvaltıları edip dışarı çıkıp gezdik. Sonra öğle yemeğini evde ya da dışarda yeyip eve geldik. Eve geldikten sonra akşam planını kararlaştırıp odalarımıza çekiliyorduk. Hem o biraz kestirip okumalar yapmak istiyordu, hem de bize hem uyumak hem de istediğimiz herhangi bişeyi yapmak için zaman tanıyordu. 3-4 saat gibi bir zaman bu ve gerçekten aşırı ihtiyacımız olan bir şeymiş. Çoğunlukla biz de odamıza çekilip dinlenip kitap okuyup özlediğimiz şeyleri izleyerek geçirdik bu vakitleri. Sonra 6 gibi salonda buluşup 🤣akşam için gezmek istediğimiz diğer yerleri gezmeye gittik. Geri döndüğümüzde genellikle 10 civarı oluyordu, birlikte oturup 10-20dk sohbet edip yine diğer günün planını yapıp yatmaya çekiliyorduk. O da biz de günü kitap okuyarak bitirmeyi sevdiğimizden 11 gibi uyuyup yine öbür gün kahvaltıda buluşuyorduk. Bu gerçekten daha önce deneyimlemediğim bir rahatlık ve huzur verdi bana. Diğer kaldığmız yerlerde insanlarla yapışık ikizler gibi hareket etmek zorunda kalmıştk😬

Kyoto Botanical Gardens

Kyoto’ya varınca Kamo nehrinin yanında çadır kurduk. Oturup etrafı seyrederken bir yandan da fotograf satayım dedim. İnsanlar gelip geçerken bir tanesi durdu. Nereli olduğumu sordu. Baya sohbet ettik zamanında Türkiye’yi gezmiş ve aşık olmuş😊 Giderken nerde kaldığımı sordu, arkamdaki çadırı gösterdim🙈 Polis burada konaklamanıza izin vermeyebilir, eğer öyle olursa beni ara, benim misafirim olabilirsiniz dedi. Tamam dedim. Normalde evde kalmak daha cazip gelse de Kamo nehrinin çevresi öyle güzel ki hiç gitmek istemedik. 3 gün o çadırı kaldırmadan, içinde eşyalarımızı bırakarak gezdik döndük. İkamet bir süreliğine Kamo nehri yanı yeşil çadır oldu😇 Japonya güvenli olduğundan gözümüz de arkada kalmadı. 3 günün sonunda akşam geldiğimizde çadırın üzerinde Japonca bir yazı asılıydı. 3 günün sonunda kovulmuştuk. Bize numarasını bırakan Yutaka ile haberleştik. Evinde olmadığını söyledi. Biz de çadırı gündüz kaldırıp gece tekrar kurarak Kamo nehri yanında konaklamaya devam ettik🤣 Japonya’nın geneli bu şekilde, gece çadır kurup sabah çadırı kaldırdığınızda sorun olmuyor. Gece bekçi yok gelip kontrol etsin. Tuvalet yakında banyo da hamamlarda hallederek Kyoto’yu gezmeye devam ettik. Artık gitmemize son bir gün vardı, yine gezip gelmiş nehir kenarında keyif yaparken Yutaka geldi. Sizi arıyordum. Eve geldim, bugün bende kalın dedi :) Tabiki kabul ettik, akşam evine gittik. Öbürgün gitmeyi planlamamıza ragmen 3 gece daha kaldık. Ve Yutaka(68) ile çok keyifli 3 gün geçirdik. Bizi Kyoto’da çok da popüler olmayan bi çok tapınağa ve yukardaki resmin çekildiği Kyoto Botanik parkı’na götürdü. Japon kültürünü artı ve eksileriyle anlattı. Ondan çok şey öğrendim. Çok da sevdim. Sözün özü gezerken en çok sevdiğim karşıma çıkan insanlar oldu. Ve hep edilen “iyi insanlarla karşılaş” duası yollarda kabul oldu bence🙏🏻 Hala yazıştığım ve ben senin büyükbabanım artık dediği için Papa diye seslendiğim bir Japon girdi hayatıma. Ne güzel oldu. Kyoto deyince aklıma papa’m geliyor ve çok mutlu oluyorum. E bi insan daha ne ister? Güzel bir haftasonu olsun🌻🙏🏻💜

Hong Kong

Bu fotoğraf ilk kez seyahatim boyunca çektiğim fotoğraflarımı sergileyip satmaya çalıştığım Hong Kong’ dan🙈 Hong Kong’da aracılığıyla evinde misafir olduğum galeri sahibi Trevor fotoğraflarını galeride sergileyelim dedi, hem de hikayeni anlatırsın dedi. Evet demekte zorlandım. Korktum nasıl olacak o kadar insanın önünde konuşucam ve fotoğraf satıcam :/ En sonunda korka korka da olsa yaptım. Günün sonunda hikayemi dinleyen 10’larca insanın takdirini görmek çok güzeldi. Bu arada o gün 1 tane fotoğraf bile satamadım🙈 Şevkim kırıldı ama olsun zaten Kore’de deneyecektim asıl :) Hong Kong’da olmasa da olurdu... Hong Kong’da satış yapan bir başka Türk’le @ensarsevindik le karşılaşınca gitmeden burada da deneyelim deyip, insanların bolca geçtiği alelade bir altgeçitte yoga matımın üzerine koyduğum fotoğrafları sergileyip satmaya çalıştım. O gün 2 saatte 210Hkd yani 25usd kazandım. Çektiğim fotoğrafları satarak kazandığım ilk para 25$ yani :) . Nasıl yapılır kısmına gelirsek. Ben fotoğraf çekmeyi seven fakat kendi kendine öğrenemeyen biriydim🙈 Ama kurslara para kaptırmak da istemiyordum. Bir gün geliri sokak hayvanlarına bağışlanan @doyurankareler in fotoğraf kursu açtığını duyup hem destek hem öğrenme amaçlı kursa gittim. O gün bugündür halen hobi olarak fotoğraf çekerim. Canon 70d ile fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafları satışa hazırlama başlı başına bir olay. Önce raw çektiğim fotoğrafları editliyorum/düzenliyorum. Bunu Adobe Lightroom uygulamasıyla yapıyorum. Genel olarak renkleri ve ışığıyla oynayıp, çektiğim kareyi gözümle gördüğüm şekline yaklaştırmaya çalışıyorum. Fotoğrafı düzenledikten sonra çıktı alacağınız boyuta göre kaydetmeniz gerekiyor. Sonra fotoğraf basan genelde kodak shoplarda bastırıyorsunuz. Hong Kong’da 4 tanesi 1$, kore ve japonya’da 3 tanesi 1$ olacak şekilde çıktı alabiliyorsunuz. İlk 20 tane fotoğraf bastırmıştım :) Uygun gördüğüm bir yere ingilizce ve yerel dilde gezgin olduğumu ve gezmek için paraya ihtiyacım oldugunu, fotograflarıma bağış yapabileceklerini yazdığım kartonlarla ve yoga matım üzerine dizilmiş fotoğraflarla oturup satış yaptım. 2bin dolardan fazla para kazanıp neredeyse hiç para harcamadn işte böyle gezdim🧡

Kyoto, Japan

Kyoto’nun en güzel Zen bahçesini çok tesadüfen öğrenip ziyaret etme fırsatı buldum💜 Kyoto’da fotoğraf satarken tanıştığım Japon hanımefendiye gizli görülmeye değer bir yer var mı? diye sorduğumda burayı söyleyip ismini kimseyle paylaşmamamı rica etmişti. Ben de bu güzelliğin sadece fotoğrafını paylaşıyorum, en azından görmüş olursunuz dedim🙏🏻 Buranın neresi olduğuna dair tahminleriniz varsa yoruma yazın💎 Kyoto’ya gittiğinizde mutlaka bir Zen bahçesine uğrayın. Benim Zen kavramına dair bir bilgim yoktu gittiğimde. Zen bahçesi denince de çok güzel design edilmiş allı güllü bir bahçe beklemiştim. Hafızam malesef çok iyi değil, duyduğum şeyleri jet hızıyla unutuyorum. Eskiden dünya haritasını açar hangi ülke nerde söylerdim, şimdi sorsanız söyleyemem... Ama bu hatırlamayışlar bana çok değerli bir şey hatırlattı. Şaşırmayı ve heyecanlanmayı. Artık özellikle gideceğim yerlerle ilgili çok detaylı okumalar yapmıyorum, böylece şu yaşımda hala şaşırabiliyorum🙏🏻 Zen bahçesini de bahçe kavramından dolayı allı güllü bir bahçe beklemiştim. Bahçeyi ilk gördüğümde gerçekten şok oldum:) Tapınağı ziyaret edenleri izleyerek öğrendim :) küçük bir bebek gibi... Burayı ziyaret edenler için bahçenin tam önünde oturmalık kırmızı bir halı sermişler. İnsanlar burada oturup bahçeyi seyrediyor. Kimse çıt çıkarmıyor. Bir süre ben de oturup seyrettim. Gerçekten çok güzel bir manzara, seyrettikçe mutlu oluyorsunuz. Ama yine de ben böyle “aman tanrım ! mükemmel, bi baktım kendimden geçtim” diyemem... Bahçe 7-5-3 Stilinde düzenlenmiş bir Zen örneğiymiş. Bahçede sadece top biçiminde ufak ağaçlar ve yerlerde tırmıkla şeritlenmiş parıltılı çakıl taşları vardı. Bu tapınağın diğerlerinden farkı tapınak duvarının üzerinden görünen dağla birlikte bir ahenk oluşturması imiş🌻 Bu yüzden en güzel ve sakin Zen deneyimi yaşamak isteyenler buraya gelirmiş🤩 En meşhur ve kalabalık diğer Zen bahçeleri 2nci fotodaki Kinkaku-ji ve son fotodaki Ryoan-ji tapınakları. Zen nedir derseniz bana göre “Kendiyle barışık/bütün olmak ve dünyevi varlığının farkında olmak”...

English Turkish